Alpay AKAR

Çocuk ve Rüyası

Mehmet bir gün uyuyormuş. Rüyasında uzay gemisini kullandığını görmüş. Uyanınca annesinin yanına gidip anne ben rüyamda bilim adamı olmuştum uzay gemisini kullanıyordum. Mehmet okul servisine bindiği anda yağmur yağmaya başlamış. Yağmur o kadar hızlı yağıyormuş ki çok korkmuş. Yolun kenarında duran kurbağayı çok sevmiş.
Okuluna gidip: "Öğretmenim ben bilim adamı olmak istiyorum." demiş.
Öğretmen: "İnşallah Mehmetçiğim." demiş.
Mehmet eve dönmüş. Annesi Mehmet eve girer girmez: "Kendine çok güvenip çalıştın değil mi Mehmetçiğim." demiş.
Mehmet: "Evet anne ne oldu ki." demiş.
Anne: "Hiç öylesine sordum." demiş.
Mehmet sofraya oturmuş babasına rüyasını anlatmış ve babası tebrik etmiş .
 

Aris KOŞUN

Kedide Aşık Olur

Okulda bir arkadasım havuç adında erkek bir kedisi vardı. Tam karşı apartmanlarının ilk dairesinde Limon adında dişi bir kedi vardı. Arkadasım birgün onların demir parmaklıklı camına yapışmış ne yapıyorsak gelmiyordu. Birgün Limon ve sahibi dışarı çıktı. Biz gördük oda onların peşinden gidecekleri yere kadar takip etmiş onları kedi. komşunun dediğine göre sanırım Limonda ona aşıkmış bir gün ikisi birden kaçtılar ve bir senedir yoklar.
 

Atahan ALTINDAŞ

Gizemli Ada

Bir zamanlar eski çağlarda korsanlar yaşarmış. Korsanların kaptanı her gün bir hazine bulmalıyız dermiş. Bu 40 korsan bugün gizemli ada diye bir yere gideceklermiş. Korsanlar yola çıkmışlar. Adaya vardıklarında ne kadar gizemli bir yer olduğunu anlamışlar. Daha sonra yerde kocaman bir iz bulmuşlar. O izi takip etmeye başladılar. İlerde bir dinozor yatıyordu. Sessizce uzaklaştılar. İçlerinden biri ağaca asıldı. Bu bir tanıktı. Böylece bir kişi eksildi. Sonra haritadaki yere geldiler. O bölgeyi kazmaya başladılar. Hazineyi buldular. Kazdıkları yerden 50 tane iskelet adam çıktı. İskelet adamlarla savaştılar. Korsanların sayısı 40 kişi olduğu için korsanlar yenik düştü. 18 kişi savaşırken 5 kişi hazineyi geriye taşıdı. Sadece 10 kişi kalmışlardı. Kaptanları söyledi ki: güverteyi evimize doğru çekin dedi. Böylece korsanlar gizemli bir adayı keşfettiler. Korsanlar hazineyi kazandılar. Çok zengin oldular.
 

Ayberk TAŞDEMİR

İyi Ki Rüyaymış

Deniz kenarında şirin mi şirin bir evimiz vardı. Arkası ormanlarla kaplıydı. Ormanı keşfetmeye gidiyorduk. Birden ne görelim?
Beş, altı kişi ormanda ağaçları kesiyorlardı. Gidip babama anlattım. Babamla yaptığımız araştırmalarda kaçak bir ev inşaatı hazırlıklarının yapıldığını anladık. Bu olaya seyirci kalamazdık. Gidip jandarmaya haber vermeliydik. İçimdeki bir ses ise "Babama bir şey olacak." diyordu. Endişem gittikçe artıyordu.
Babama anlattım: "Korkuyorum sana bir şey olacak jandarmaya haber vermeyelim." diyordum. Babam korkacak bir şey olmağını yanlışlıklara seyirci kalmamızın doğru olmayacağını söyledi ve jandarmaya haber vermeye gitti. Korkum daha da arttı. Babamın bir şey olmadan eve gelmesini sabırsızlıkla ve dua ederek bekliyordum. Akşam olmuştu babam eve gelmedi. Zil çaldı koşarak kapıyı açtım. Gelen jandarmaydı. Jandarma bana: "Oğlum bana anneni çağırırmısın." dedi. Bende: "Babama bir şey mi oldu?" dedim. Jandarma ısrarla annemi çağırmamı istiyordu. Koşa koşa annemi çağırmaya gittim. "Kapıda jandarmalar var seni bekliyorlar." dedim. Annem kapıya gitti tir tir titriyordum. Merakla jandarmaya bakıyordum. Bu arada annem odama gitmemi söyledi. Bende gittim ama çok merak ediyordum. Odamın kapısından konuşulanları dinlemeye çalıştım. Annem jandarmaya: "Yoksa eşime kötü bir şey mi oldu." dedi. "Nolur kötü bir şey mi oldu doğruyu söyleyin?" diyordu. Jandarma ise "Korkulacak bir şey olmadığını babamın küçük bir kaza geçirdiğini ve ama durumunun iyi olduğunu hastahaneye götürmeye geldiklerini." söylüyorlardı. Koşa koşa annemin yanına gittim. "Bende gelmek istiyorum, babamı görmek istiyorum." diyerek bağıra bağıra ağlıyordum. Annemde bunu doğru olmayacağını ablamla evde beklememizi söylüyordu. Bende hala ısrar ediyordum ablamda beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Kapının kapanma sesini duydum annem gitmişti. Onları beklemeye başladım. Zaman geçmiyordu. Belki uyursam zaman geçer dedim uyumayı denedim. Ama uyuyamıyordum. Bildiğim bütün duaları okuyor, babama bir şey olmasın diye Allah'a dua ediyordum. Aradan epey zaman geçmişti. Bahçede araba sesi duyarak irkildik. Ablamla cama koştuk. Gelenler annemlerdi.hızla kapıyı açtım. Arabadan babamı indirmeye çalıştılar. Babamın bacağı ile kolu sargılar içindeydi bayılacak gibi oldum. Ter içinde kaldığımı farkettim. Kendime geldiğimde bunun bir rüya olduğunu anladım. Derin bir oh çektim. Ter içinde kalmıştım. Annem "Çocuklar kahvaltı hazır çok geç kaldınız herkes kahvaltıya gelsin." diyerek seslendi. Gördüklerimin rüya olması sevinciyle kahvaltıya oturdum.
 

Ayşenur VARAN

Tavşan Sevgisi

Şehirlerden çok uzakta, ormanın içinde ve bir deniz kıyısına yakın bir yerdi yeni evimiz. Babam bu evi sakin ve huzurlu bir aile ortamı olsun diye almıştı. babam yıllarca çalışmış ve yorgun düşmüştü bu yüzden sakin ve huzurlu bir ev tüm ailemize iyi gelecekti. Bu evimiz ahşap bir orman eviydi. Bu nedenle ufak tefek börtü bücek eksik olmuyordu. Biraz rahatsız olsakta buna babam için göz yumuyorduk. Babam başarılı bir devlet adamıydı onca yıl çalışmış bizleri yetiştirmiş ve bilgilendirmişti. Annem ise bir ev emekçisiydi. Bizlere güzel yemekler yapar ve temizliğimiz için uğraşırdı. Ufak kardeşim henüz 5 yaşındaydı ve benim defterim, boya kalemlerimle oynamaya bayılırdı. Ben ise 12 yaşında bir ufak kızdım babam yardım etmek onunla ilgilenmek ve onun gibi başarılı olabilmek için uğraşıyordum.
Bir pazar günü bahçemizde mangal yapmaya karar verdik. Bunun için hazırlıklara başlamıştık küçük kardeşim anneme, ben ise babama yardım ediyordum bir anda gözüme beyaz renkli bir tavşan ilişiverdi ufak ve ürkek bir tavşandı peşinden koşup onu yakalmak istedim ama yakalayamadım üzüldüm. Daha sonra odama çıktım, pencereden etrafima izlemeye başladım. Hava kararmak üzeriydi. Bir anda aynı tavşanı gördüm, hemen bahçeye indim. Evet, bu gördüğüm tavşan ama benden kaçıyordu. Ben ise onu alıp sevmek istiyordum kararlıydım onu yakalayacaktım peşinden gittim hava karamıştı, ormamda garip sesler duyuyordum. Biraz korkuyordum ama, babam her zaman güçlü ve cesaretli olduğumu söylerdi. Cesaretimi topladım ve yola devam ettim sonunda tavşanı yakalamıştım ve eve dönüş vakti gelmişti. Evdekiler benim yokluğumu farketmiş ve andişeli bie bekleyiş içinde bahçede toplanmışlardı. Beni gördüklerinde sevinçleri daha arymıştı o günden sonra tavşanımızda bizimle yaşamaya ve evimizin neşe kaynağı olmaya başladı.
 

Ayşe Yüsra ÖZTÜRK

Tavşan Sevgisi

Tavşan ve ailesi bir gün geziyorlarmış Dürüst diye bir arkadaşı olmuş. Dürüst ve Tavşan bir gün geziyorlarmış.Tavşana annesi ''Uzaklara gitme.'' demiş. Tavşan Dürüst'e demiş ki ''Hadi ormanın içine gidelim.'' Dürüst ''Tamam.'' demiş. Sonra ormanın içinde az gitmişler uz gitmişler kaybolduklarını anlamışlar. Tavşan ''Keşke annemin sözünü dinleseydik'' demiş. Ormanda karşılarına çok değişik bir yer çıkmış karşılarına ateşli bir yer çıkmış, ucurumun kenarındalarmış. Sonra bir ev bulmuşlar orda herşey varmış yatak, yemek orda kalmışlar. Sabah olduğunda gördükleri yere gitmişler ve orada bir canavar varmış. Tavşan çok korkmuş ve kaçmış. Hemen kaldıkları eve gitmişler. Sonra ormanda çok korkuyorlarmış. Ne yapacaklarını bilemiyorlarmış. Sonra Tavşan ile Dürüst otururken bir peri gelmiş. Peri demiş ki; Dileyin benden ne dilerseniz. Tavşan ile Dürüst çok sevinmişler. Dürüst eve gitmek istiyormuş. Tavşanda eve gitmek istiyormuş. Peri onları eve götürmüş. Ama bu sadece rüyaymış Tavşan çok mutsuzmuş çok üşüyorlarmış. Dürüst evin üst katında yorgan getirmiş ve üstlerine örtmüşler. Sabah olduğunda anneleri her zaman onlara süt verirmiş ama burada süt yokmuş. Bir gün ateş yakmak için odun topluyorlarmış. Karşılarına bir kapı çıkmışi kapıdan içeri girdiklerinde harika bir yere gelmişler. Ağaçlarda bir sürü kirazlar, elmalar, şeftaliler dutuyormuş. Onlardan almışlar, yerlerde çok güzel kokan papatya ve güller çok güzel kokuyorlarmış. Ordan topladıkları meyveleri yiyiyorlarmış. Bir sabah kalkmışlar bahçeden meyve alıp sepetlerine koyup yola çıkmışlar evlerine gitmek için akşam olmuş bir ağacın kenarına uyuyup kalmışlar. Sonra uyandıklarında ayağa kalkıp biraz meyve yemişler. O ateşli yere gitmişler. Bir mağara bulmuşlar. Mağara doğru doğru gitmişler Tavşanın kılıcı varmış. Ama yine de çok korkuyorlarmış. canavar karşılarına çıkımış ve orda durmuş. Tavşan ve Dürüst ne yapacaklarını bilmiyorlarmış. Tavşan canavara ''İnsanları korkutmak çok kötü bir şeydir, sende niye iyilik yapmıyorsun.''demiş. Canavar ''Tamam aslında haklısın'' demiş ve artık oda iyilik yapıyormuş ve Tavşan ile Dürüst evlerini bulmuşlar ve annelerinie ''Bir daha sözlerinizi dinleyeceğiz'' demişler. Sonar mutlu bir şekilde yaşamışlar.
 

Baran DOLAPÇI

Temiz Bir Düünya İstiyorum

Gökyüzü masmavi olsun. Bol bol yağmur yağsın. Ormanlarımız, tarlalarımız, bağımız, bahçemiz kurumasın. Yemyeşil olsun her taraf, rengarenk çiçekler, arılar, kelebekler, kuşlar vızıldayıp uçsun istiyorum. Kirletmeyin dünyamızı. Ben daha 4. sınıf öğrencisiyim, arkadaşlarımla doyasıya oynamak, yeşilliklerin içinde boğuşmak, masmavi denizde yüzmek, temiz bir hava çekmek istiyorum içime. Yakmayın ormanlarımızı. Ağaçlarında biten bir tohum, sonra fidan, sonra ağaç oluyor. Meyvesinden, havasından rengarenk açan dallarındaki çiçeklere dokunmayın. Onlar da benim gibi coşmak fışkırmak istiyor. Yakmayın ormanlarımızı, yakmayın bizleri. Siz büyükler muhtemelen temiz havayla, bol oksijenle büyümüşsünüzdür eminim. Ama bizlere kirli, bakımsız bir dünya bırakmayın. Haykırıyorum herkese gelin beraber olalım savaş yerine mutluluk oyunları, kirlilik yerine beyaz kağıt asalım. Bol fidanlar dikelim, el ele verelim. Biz çocuklar için sağlıklı ve mutlu bir dünya yaratalım. Hastalık ve mikropları yok edelim. Yıkmayın içimizdeki sevgiyi. Hadi koşun, tutuşun el ele, güzel bir dünya yaratın bizlere içinde yaşamamız için

Beril GÜMÜŞOĞLU

Kurbağanın Dünya'yı Keşfedişi

Merhaba benim adım Beril. Peki ya sizinki?
Ben bir kurbağayım. Ve uzayda yaşıyorum . Bir uzay gemim var. Onunla bütün bu uzayı geziyorum. Bir gün gene gemimle gezerken dünya adında bir gezegene rastladım. Oraya indim insan adı verilen varlıklar vardı. İnanamadım. Orada bir çocuğa adını sormaya çalıştım. Ama benden korktu. Neden olduğunu anlayamadım. Meğersem çocuk hayatında hiç kurbağa görmemiş. Orada bana benzeyen kurbağalar vardı. Onlardan bir tanesine adını sormayı denedim. Ama benden korkmasına hazırlıklıydım. Benden korkmadı adının güven olduğunu söyledi bana. Bende ona kendi adımı söyledim. Onunla arkadaş olduk ben sonra yine uzaya döndüm. Orada uzaylılara dünya adında bir gezegene gidip orada başka bir kurbağa ile tanıştığımı söyledim. İnanamadılar ve güldüler. Yarın onları da götüreceğime söz verdim. Ertesi gün uzaylıları alıp dünyaya götürdüm ama orada havadan su damlaları düşüyordu. Her şey su olmuştu. Bu olayın adını öğrenmek için arkadaşım güvenin yanına gittim ve sordum. Bu olayın adı ne dediğimde oda bana bu olayın adı yağmur olduğunu söyledi. Bende hemen uzaydaki arkadaşlarımla tekrar uzaya uçtuk ertesi gün canım çok sıkılmıştı. Bende tekrar dünyaya gittim ama keşke gitmeseydim. Güvenin bulunduğu göldeki hiçbir kurbağa yoktu. Ve her taraf kurbağaları yiyen yılanlarla doluydu. Neyse ki o gün dünyaya görünmez olarak inmiştim. Güveni aradım ama bulamadım. O an çok üzülmüştüm. Dünyada ki ilk arkadaşımı şimdiden kaybetmiştim.
 

Berk KIŞINBAY

Ratates Dağı İle Amazon

Bir grup insan 5.5 km lik Ratates dağına tırmanmak istemiş. Ama Ratates dağına bermuda şeytan uçgenini geçmeden ulaşılamıyormuş. Ama bu grup çok cesur olduğundan bermuda şeytan üçgeninden geçmeye kara vermiş.
3 ay sonra... Grubun bazı üyelerinin amazon ormanlarına gitmesi gerekmiş. Amazon ormanlarına vardıkları zaman harika bir manzara ile karşılaşmışlar. Yemeklerini yiyip yatmışlar. Gece yarısı bir kertenkele üyelerin kaldığı yere girip onları zehirlemiş.
1 hafta sonra... Ratates'e yaklaşan grup üyelerinin lideri Mr. Alper uçak bakanı Amazon ormanlarındaki ikinci grup lideri Mrs. Fadime gemi bakanı arar ama ulaşamaz. Buna aldırış etmeyen birinci grup lideri yola dewam eder. Yolda mavi derililer, kızıl derililer ve bej derililerin savaşını izlerler. Yola dewam ederken karşılarına kavun içi derililer çıkar. Kavun içi derililer onları kurban etmek için kabilelerinin bulunduğu yere götürürler. Lideri alper uçak bakan cebindeki 3C8 silahını çıkarır ve kavun içi derilileri bayıltır. Grubu ile olanca gübü ile kaçarlar.
21 saat sonra... Ratates'e varan grup hazırlanır ve tırmanışa başlar. Grubun üyelerinden Mr. Semuz at yürek grubun liderine sorar bu tırmanış ne kadar sürer. Mr. Alper uçak bakan şöyle cevap verir " en az 6 hafta" bunu duyan Mr. Şemuz at yürek hemen evine döner.
1 hafta sonra... Grup 159 m yol aldığı halde yolları çok daha uzundu. Bazı üyeler dinlenmek istediler ve bir mağaraya girdiler. Grup üyelerinden Mr. Napalyon donmuştu.
3 hafta sonra(3km yol alındı)... 45 kişilik grubun 39'u donmak üzere, 4'üdonmuş ve kalanların ise durumu iyi durumda. Grup lideri Mr.Alper uçak bakan da donmuşların arasındaydı. Yeni lider Mr. Alper uçak bakanı kadar iyi olmasada iyi bir liderdi. Yeni liderin adı Mrs. Kadriye az gezerin yardımcısı Mr. Abdülkadir çok gezer. Grup lideri 1 km sonra öldü. Yardımcısı ise zirveye 1 m kala eli kayınca öldü.
Zirvede... 45 kişiden sadece 2 kişi kalmıştı. 1'i bayrağı dikti diğeri ise paraşütleri hazırladı. İşleri bitince aşağı atladılar.
2 saat sonra... Bayrağı diken adam aşağı inmeden ölmüştü. Öbürü ise baygın halde ülkesine geri götürüldü. Görevi tamamlayan adam dürüstce davranıp herkesin nasıl öldüğünü anlattı ve ölenler adına bir anıt dikildi.
 

Cihan BIÇAK

Tatil

Üçünçü sınıfı bitirdiğimde yaz tatilinde Balıkesir'e gidecektik. Cesaretim sayesinde derslerimin hepsi 5 geldi. Kuzenim ve Ali hep birlikte Balıkesir'e yola çıktık. Yolda giderken dağlar ve ormanlar gördük. Benim dikkatimi çeken zeytin ağaçlarıydı. Mola verdikçe kuzenimle benim yerim değişiyordu.
Balıkesir'e vardık. Arabadaki tüm eşyalari boşalttık. Annem ve babam evi düzenlerken kuzenimle ben etrafı dolaşmıştık. Öğle yemeğini yiyip televizyon izledik. 1 saat geçince babamla ve kuzenimle beraber dondurma almaya gittik. Dondurma alıp bitirdikten sonra eve gidip uyuduk. Hep böyle devam etti. Hayat çok güzeldi. Gitme zamanım geldiğinde eşyaları toparlayıp bisikletleri yine aynı yere bağlayıp gitmeye hazırlandık. Yola çıktık ilk önce kuzenimi bıraktık sonra da evimize gittik. Çok güzel günler geçirdim. Aynı günleri iple çekiyorum.
 

Sorumluluk

Yatağı toplamak, disiplinli çalışmak sorumluluk gerektirir. Sorumluluk, yapıldıgı zaman hak elde edilir. Buna örnek verelim; oyun istiyorsunuz. İlk önce ödevlerimizi yani sorumluluğunuzu yerine getirirseniz hakkınızı kazanmış olursunuz. Gelin bunu bir hikaye ile anlatalım. İstanbul ilinde yaşayan bir çocuk varmış. Ailesiyle iyi geçirnirmiş. Bir gün çocuk babasından Play Station 2 ve oyunlarını istedimiş.
Ama baba; ''Okulunu bitirip, tüm notların 5 olursa alırım'' demiş.
Oğlu; ''Tamam baba.'' demiş.
Ama çocuğun notları düşükmiş. Artık çok çalışmaya başlamış. Alper her nottan 85 üzeri almış. Yaz tatiline girmeden önce karneler alınmadan çocugun notlarının hepsi beşmiş. Çocuk sorumluluklarının hepsini yerine getirdiği için hakkını yani Play Station 2 ve oyunlarını kazanmış. İşte hikaye sonlandı. Sorumluluk yerine getirilmediğinde hakkınızı alamazsınız.
 

Alper'in Kertenkeleleri

Alper bir gün kertenkeleleriyle oynuyordu. Kertenkele bir an oynamayı bıraktı. Alper niye oyunu bıraktığını anlamadı. Acıktığını ve susadığını anladı. Alper kertenkeleye suyu verdi. Sonrada yemeğe geldi. Alper ewde kertenkele yemi bir türlü bulamadı. Alper'in akşamadan kertenkele yemi alması gerekiyordu. Ama Alper çok yorgundu. Cesareti sayesinde kalkıp pet shopun yolunu tuttu. Pet shopa ulaşınca kertenkele yemi aldı. Artık çok yorulmuştu orada bir koltuğa oturdu. Sonra kalkıp evin yolunu tuttu. Eve ulaştığında kertenkeleye hemen yemini verip koltuğa uzandı. Alper çok dürüst davrandı. Herhangi biri yorgun olsa kertenkelesine asla yem almaz, yorgunluğu geçince yola koyulurdu.
 

Ecem TEMEL

Uzaylı

Bir gün bir çocuk eve gelmiş kimse yok. Pencereye çıkmış bir yağmur bastırmış. Ama damla damla akmıyormuş. Kurbağa damlıyormuş. Çatısı delik olan evlerin içine kurbağa girermiş. Bu kurbağalar bir ışıkla kurumuş çocuk balkona çıkmış. Gökten her evin önüne yeşil ve mor renkte uçaklar gelmiş. Çocuk şaşırmış balkona çıkmış yeşil renkte olan minik minik böcekleri görmüş. Onları şakasına öldürmek istemiş ölmedikleri zaman korkmuş geri geri gitmiş. Koltuğa düşmüş yeşil böcekler robot gibi konuşmuşlar. Çocuğa senin adın güven olsun hem kendine güvenen bir insansın demişler ve ortadan kaybolmuşlar. Çocuk telaşla annesini aramış annesi telaşla eve gelmiş. Annesine olanları anlatmış. Annesi inanmamış. Git bir su iç demiş mutfağa gitmiş o böcekler yine çıkmış. Ama çocuk onları görmemiş uzaylılar hala ne yaptıysa çocuğu duydurmamışlar. Çocukla uzaylılar daha sonra arkadaş olmuş bu hikayede burada bitmiş.
 

Efe KABAŞABANOĞLU

Arkadaşlık

Ben dürüst bir coçuğum ama pek cesaretli değilim. Arkadaşlarım Ali, Mehmet, Mert, Kaan, Doğukan, Yarkın, Ege ve Eren'dir.
Aralarında en cesaretlisi Kaan'dır. Kaan hergün benle dalga geçerdi. Bende çok üzülürdüm. Bir karar aldım bende Kaan'la dalga geçmeye başladım.
Cesaretsiz Kaan, cesaretsiz Kaan diye dalga geçmeye başladım. Eve geldiğimde yaptığım davranışın çok yanlış olduğunu anladım.
Daha sonra Kaan'la konuşmaya karar verdim. Ertesi gün Kaan'la konuştum. Bir birimizden özür diledik. O günden sonra çok yakın arkadaş olduk. Artık Kaan'ı çok seviyorum.
 

Erdem GERMİ

Yardım

Bir gün bir kurbağa varmış. Bu kurbağanın uzaylı bir arkadaşı varmış. Bu uzaylı arkadaşının bir uzay gemisi varmış. Kurbağa arkadaşına çok güveniyormuş. Kurbağa gölde güneşli ve sakin bir günde oturuyormuş. Birden bire kara bulurlar gelmiş yağmur yağmaya başlamış o kadar şiddetli yağıyormuş ki neredeyse dolu yağacakmış. Kurbağa uzaylı arkadaşına güvendiği için yuvasına gizlenmiş. Sonra yuvası yağmurun şiddetinden sele karışıp gitmiş. Evinin gitmesinden beş dakika sonra uzaklı arkadaşı gelip onu kurtarmış. Yağmur bitene kadar bırakmamış. Yağmur bitince bırakmış ve bu hikaye burada sona ermiş.
 

Fatma ÖZAY

Bir Tavşanın Hayatı

Bir varmış bit yokmuş evvel zaman içinde kalbur zaman içinde develer teller iken ben annemin beşiğini tınğır mınğır sallarken. Bir tavşan varmış. Bu tavşan çok cesaretli ve ailesini çok severmiş, hemde çok dürüstmüş. Herkeste onu çok severmiş, hemde güvenirmiş. Bir gün ormana gitmiş. Orman korkunç olduğu halde o cesareti toplamış. ormandaki işini bitirince eve gelmiş. Herkes onu merekle bekliyormuş. Tavşan gelince herkez şaşırmış, susmuş v hayret etmiş. Şaşırtıdan ağızlar açık kalmış, donmuş gibi. Tabi aradan aylar yıllar geçmiş. Tavşanda artık büyümüş delikanlı olmuş ve işe başlamaya karar vermiş. Bu delikanlı havuç satmaya karar vermiş. Herkes bu delikanlıdan alıyormuş, çünkü o delikanlı güvenilir olduğu içinmiş. Sonra evlenmiş bir oğlu birde kızı olmuş. Tabi aradan yıllar geçmiş. Kızı ve oğlu büyümüş, evlenme cağına gelmişler ve evlenmişler. Tavşan dede olmuş zamanla yaşamış ama herşeyin bir sonu var. Çocukların annsesi ve babaannesi ölmüş. Dedeler kalmışlar bir başlarına. Ne yapacaklarını bilememişler. Bu sefer gitmişler çocuklarının ve torunlarının yanına. Aslında katkılarıda olmuş çünkü yeni bakıçı arıyorlarmış. Bakıcı yerine dedeleri bakmışlar. Çocuklarda tabii çok eylenmişler dedeleriyle oynamaktan . Tabi bu 4-5 yıl sürmüş en sonunda ordan taşınmışlar. Ama tabii bir gün meçbur ayrılacaklar işte o gün yaklaşmaya başlamış. Dedeler kalp hastalığı, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı derken gelmiş catmış gitmiş ve dedeler ölmüşler. Buna torunlar ve çocukları üzülmüşler.

Furkan BAYRAM

Değişik Hayvanlar

Ben aileme tavşan almaları için ısrar adiyordum. Ama bu tavşan dürüst, cesur ve konuşan bir tavşan istiyordum. Ama ailem böyle bir tavşan olmadığını söylüyorlardı. Ama ben onlara inanmıyordum çünkü ben onu ormanda görmüştüm. Ama onlarda bana inanmıyordu. Onlar bana inanmıyor, ben de onlara inanmıyordum.

Ben onlara söyle dedim: "- Gelin pikniğe ormana gidelim orda size kanıtlayacağım."
Babam: "- Tamam, haftasonu gideriz pikniğe." dedi

Haftasonu oldu annem börekler filan yaptı yola çıktık ve piknik alanına varmıştık orda top filan oynadık ve ben o tavşanı ailemin görmesi için babamla birlikte ormana gittik. Orada bizi ne gibi tehlikelrin beklediğini bilmiyorduk mesela dev kaplanlar, dev aslanlar ve devasa filler. İlk önce yarasalarla karşılaktık.Ondan sonra biraz gittik daha ilerledik önümüze kanatlı atlar çıktı onların üstüne bindik biraz gittik ve önümüze yürüyen balinalar çıktı sonra atlardan indik yürüyen balinalara bindik. Biraz sonra önümüze konuşan yunuslar çıktı. Yunusların üzerine binip denizin karşısına geçtik. Ordan karşımıza devasa filler çıktı bunların üzerine binip epeği gittik önümüze su kuyusu çıktı orda biraz mola verip su içtikten sonra önümüze dev aslanlar çıktı ama bu dev aslanlar vahşi olmadığı için onların üzerine binip biraz gittik karşımıza konuşan kartal çıktı. Bunun üzerine binip biraz gittik ve öönümüze uuysal köpekbalıkları çıktı konuşan kartaldan indik uysal köpekbalıklarının üzerine binip denizi geçtik. Sonra önümüze dev v eçok hızlı kaplanlar çıktı uysal köpeknalığından inip dev ve çok hzlı olan kaplanlara bindik ve onlarla gittik. Onlaradan indik ve yere indiğimizde yerde harita bulduk bu tavşana giden haritayı bulduk ve o yöne doğru ilerlemeye başladık. Önomüze tavşan çıktı ve onuda alıp annemin yanına döndük. Eve geldiğimiz zamamn o tavşan çok ilgi çekti ben onla yatıyorum onla kalkıyorum, onla yemek yiyiyorum, onla okula gidip ve onla oyun oynuyorum. Bir gün tavşan aşırı yemek yemeğe ve aşırı büyümeye başladı ve ailem bana onu doğal ortama bırakalım dedi ve oraya giidp onu saldık ve bi'daha ondan haber alan olmadı.
 

Benim Zeytin Siyahlığındaki Kedim

Ben birgün ailemden zeytin siyahlığında dürüst, cesaretli ve konuşabilen bir kedi istedim. Ben ve ailem her dükkanı aradık ama hiçbir dükkanda böyle bir kedi yoktu. Ama ben öyle bir hayvanın oldugunu söyledim. Ama onlar bana inanmıyor bende onlara inanmuyordum. Bu böyle sürdü.

Ve ben aileme: "- Baba hafta sonu olunca ormana pikniğe gidelim." dedim.
Babam:"- Tamam oğlum hafta sonu olunca ormana gideriz." dedi.

Hafta sonu olmak bilmedi, okul daha uzun geliyordu. Annem cuma akşamı kek, börek filan yaptı. Cumartesi günü piknik alanına gittik. Yemekleri yedik, top oynadık ve sonra o kediyi aramaya gittik. Önümüze hayat suyunun başladığı yer çıktı. Biraz ilerledikten sonra önümüze dev kanaryalar çıktı. Sonra onların üstüne bindik ve önümüze gölet çıktı. Oranın içinde konuşan balina çıktı. Kanaryadan indik balinaya bindik. Göletin sonuna geldik. Önümüze dans eden çıtalar çıktı. Balinadan indik çitaya bindik ve sonunda kediyi bulduk. Eve geldik ve hayvanım öldü ben çok üzüldüm bir daha hayvan almadım.
 

Aç Ali ve 999 Numaralı Denek

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Bir gün Ali adında aç bir çocuk varmış. Ama annesi Ali'den hiç memnun değilmiş. Çünkü Ali sorumluluk sahibi bir çocuk değilmiş. Yatağını toplamaz ve yemeğini disiplinsiz yermiş. Ali'nin birde okuldan arkadaşı Ahmet varmış. Bu arkadaşı Ahmet'in aksine Ali gibi değil onun adeta zıttıymış. Ali ile Ahmet birgün gezmeye gitmişler. Orda önlerine bir hayvan çıkmış. Bu Ali'nin babasının yaptığı 007 numaralı denekmiş. Ali'nin babası hep bunlarla uğraşır. Bunların çoğunluğu dünyaya zarar vermek için tasarlarmış. Ama bazıları bu 007 gibi zararsızmış. Bu 007 bir köpekmiş. Bu her dediğini yapan bir köpekmiş. Birde Ali'nin 626 numaralı babasının Ali'ye yaptığı bir denek varmış. Bunu Ali'nin babası Ali'yi korusun ve dünyanın her tarafına dağılan denekleri sularla buluşmadan önce bulmaları için yapmış. Bütün ülkelerden haber geldi ver Ali bunların hoşuna gitmemiş. Çünkü yemek yemekle uğraşıyormuş. Ali'nin arkadaşlarının özel bir takım güçleri varmış. Bunlarda hangi çizgi film kahramanları varsa arkadaşları onların ismini vermiş. Ve onlarda seve seve kabul etmişler. Onlara gelen telefonların açıldığı yere gitmişler. Ama bu sırada Ali tıkınmakla meşgulmiş. Ve gelen bütün hayvanları Ahmet saymış ve birtek 999 numaralı denek eksikmiş. Bütün kahramanlar aramay gitmişler ama elleri boş geri dönmüşler. Ali elinde yemeklerle Amerika'ya gider ve onu orada bulur. 999 numaralı denek Ali'yi elindeki yemekle ordan evine getirdi. Ali'nin babası iyi denekler dışında kötü denekleri yok etti.
 

Alper'in Hayvan Sevgisi

Alper bir gün kertenkele beslemeye kara veriyor. Bunu ailesine söylüyor. "Ama olmaz diyor." Alper'in ailesi. Ama Alper dürüst, cesaretli ve konuşan bir kertenkele istiyor. Alper ailesi ona inanmıyor.

Alper ailesine: "- Haftasonu ormana gezintiye gidelim." der.
Babası: "- Tamam olur haftasonu gezintiye gideriz oğlum." der.

Alper çok mutluydu çünkü o hayvanı bulacağından emindi. Çünkü bir gün arkadaşlarıyla ormanda dolaşırken ormanda o kertenkeleyi gördü. Akşam Alper'in gözüne uku girmiyordu, çünkü o kertenkeleyi düşünüyordu. Ama yarın onu tehlikelerin beklediğini bilmiyordu. Ama sonunda uyuyabildi. Yarın olduğunda hemen kahvaltısını hazırladı ve ormana gittiler. Önlerine ne çıksın üç, dört tane ölü hayvan. Bunların üstünde pençe izi vardı. Alper ve ailesi çok korkmuştu. Az daha ilerlediler önlerine mutant sümüklü böcek çıktı ve onun üzerine binip gittiler. Önlerine yine öyle hayvanlar çıktı. Az daha gittiler önülerine kaplanlar çıktı. Onların üstüne binip biraz gittikten sonra önülerine göl çıktı. İçinde konuşan yunuslar vardı. Kaplanlardan inip yunuslara bindiler ve gölün karşısına geçerken önönülerine engel çıktı. Onu göle dalıp geçtik ve gölün sonuna vardık. Önülerinede devasa filler çıktı. Yunuslardan indiler devasa fillere bindiler. Az daha gittiler önlerine yine ölü hayvanlar çıktı. Artık akşam olmuştu ailesi Alper'e "- Geri dönelim. " dedi ve geri döndüler. Evde yemeklerini yediler ormana geri döndüler. Bu sefer jet şahin jet kartala binip oraya gittiler. Önülerine uçurum çıktı. Karşıya halat attılar ve karşıya geçtiler. Orada bizle konuşan aslan çıktı. Onun üstüne bindiler ve volkan dağına doğru gittiler. Çünkü kertenkeleler sıcak yerlerde dolaşırlar. O yüzden volkana doğru gidiyorlardı.

Alper: "- Aaaa bakın kertenkele orda hadi alalım." der.

Onu alıp, jet şahin ve jet kartala binerek geri dönerler. Herkes onu sevmiştir. Onunla yatıp onunla kalkıyordur. Kahvaltımı bile onunla birlikte yiyor o benim sanki diğer yarısı gibi onunla birlikte okula bile gidiyorlardı. Birgün kertenkele aşırı yiyip aşırı büyümeye başladığında onu hayvanat bahçesine verip herkesin görmesini istediler.
 

Furkan SÜMERKAN

Sorumluluğun Önemi

Günlerden birgün yine yatağımdan kalktım. Her zamanki sorumluluğum olan yatağımı topladım. Yemeğimi yiyip okula gittim. Okulda olduğum kadar disiplinliydim. Kravatım sonuna kadar kapalı gömleğim pantolanumun içindeydi. Çeketim üstümden hiç çıkmazdı. Yine her zaman olduğum yerdeydim. Öğretmeni dinliyorum ki birden arkadan sorumsuz, kravat yarıya inmiş, gömlek patolonun dışında ceketini bile giymemiş bir serseri tahtaya çıktı ve öğretmene "hoca benim karnım aç ben yemek yemeye gidicem beni yok yazmıyakcaksın tamammı!" dedi. Hocada "hayır ders içinde dışarıya çıkamazsın yauvrum ben izin vermiyorum ayrıca dışarı çıkarsan seni yok yazarım" dedi
Bunun üzerine öğretmen çocuğu disiplin kuruluna gönderdi. Çocuk disiplin kuruluna gittikten sonra çok uslandı. Artık ceketsiz dolaşmıyor, kravatını sonuna kadar çekmiş ve gömleğide pantolonun içinde geziyordu. Hiçbir öğretmenine saygısızlık etmiyordu. Sanki disiplin kurulunda ona sihirli bir el değmişti.
 

Cesaret Herşeyin Üstünden Gelir

Merhaba arkadaşlar ben Furkan. Size en iyi arkaşadaşım Alper'i taktim ediyorum. Kendisi cearetli ve dürüsttür. Hiçbir zaman borçlu olduğu birine borcunu ödemediğini görmedim. Bu arkadaşım Alper'in en iyi özelliklerinden biridir. Borcuna sadık ve güvenilir biridir. Mesela ben arkadaşım Alper'e bir konuda çok güvenirim. O konuda budur. Sözüne sadık olması cesaret örnekleride çoktur Alper'in. Mesela bir keresinde Alper bana söz verdi. Benim hobim onun ise fobisi olan kertenkeleler. Ben kertenkelelerden çok hoşlanırım o ise çok korkardı. Bir insan nasıl trexten korkuyorsa Alper'de kertenkelelerden o kadar korkuyordu. Elbet bir gün alper ile ormana gittik. Biz ormanda gezerken önümüze her türlü hayvan çıktı. Kelebek, örümcek, kuş, kurbağa, yılan ve nehirde bir sürü balık görmüştük. Ben kertenkele göremedik diye üzülürken Alper kertenkele görmediğimiz için çığlıklar atarak gülüyor, oynuyor ve zıplıyordu. Ben kertenkele bulmaya karalıydım. Alper güle oynaya ben nereye gidersem geliyordu. Ben ilerledim ilerledim ilerledi ama bir türlü kertenkele bulamadım. Kamp yaptığımız alana geri döndük. Bir de baktım kamp çantamızın içinde bir kertenkele ailesi. Hepsi beni görünce kaçıştı. Ama ben onları kaybetmeye niyetli değildim. Onları takip ettim. Alper bunun farkında değildi. Ben kertenkele ailesini buldum ve yanıma aldım. Kamp alanına döndüğümde Alper orada yoktu. Yerlerde çıplak ayak izi vardı. Alper buralarda çıplak ayakla yürümezdi. Bunlar buradaki köylülerin söz ettikleri yamyamlar olmalıydı. Polis çağıramazdım etrafımda ne bir ev ne bir araba vardı. Polis çağıramazdım çünkü polis çağırsaydım oradaki insanlara zarar gelebilirdi. Onlara zarar gelmesini istemezdim çünkü en iyi arkadaşım Alper ellerindeydi. Adımları takip ettim ve yamyamların kampına geldim. Geldiğimde gördüğüme inanamıyordum. Yamyamlar Alper'i kralları yapmışlardı. Ben Alper'in yanına gitmeye çalıştım ama boğazıma mızrak dayadılar ve beni kralları olarak seçtikleri en iyi arkadaşım Alper'in yanına götürdüler. Ben Alper ile konuştum onun burda duramayacağına ikna etmeye çalıştım ve iknalarım sonuç verdi. Ben kertenkeleleri cebimden çıkardım ve Alper artık hiç korkmuyordu. Çünkü başından birfiil işler geçmişti ve Alper'de benim gibi kertenkeleleri sevmeye başladı. Artık onun hiçbir fobisi yoktu.
 

Gökalp BOZ

Dişlerini Fırçalamayan Çocuk

Çikolata ülkesinde Çiko adına bir çocuk varmış. Çiko, anne ve babasının uyarılarına rağmen hiç dişlerini fırçalamazmış. Hep bir mazeret uydururmuş. Gece uyanıp çikolata yermiş. Bu durumdan annesi ve babası da çok üzülüyormuş. Bir gün Çiko rüyasında çikolata bahçesine gitmiş. Orada bir sürü çikolata varmış. Bir sürü çikolata yemiş. En sonunda bütün dişleri çürümüş ve midesi bulanıyormuş. Oradaki bütün çikolatalar ona gülüyormuş. Çiko utanmış. Sonra Çiko korku içinde uyanmış. Çiko'nun aklı başına gelmişti. Hemen dişlerini fırçaladı ve hemen anne ve babasını öpüp anlara kahvaltı hazırladı. Bu hikaye kulağınıza küpe olsun. Bu günden sonra diş sağlığınıza özen gösterin.

İrem ELAL

İhsan'ın Kaçamağı

İhsan 15 yaşındayken babasından izinsiz arabanın anahtarını alıp dışarı çıkmıştır, ama yolda direksiyona hakim olamayıp arabayı dereye uçurmuştur. İhsan hemen ailesini arayarak kaza yaptığını söylemiştir. Babası taksiye binip hemen dereye gelmiştir. Arabayı tamirciye götürüp, taksiye binip eve gelmiştirler. Ama anne ve babası ona hiç kızmamıştır, bağırmamıştır. Çünkü; İhsan'ın kazadan hiçbir yara almamasına çok sevinmişlerdir, onlar için arabanın zarar görmesi ihç önemli değildi, onları sevindiren İhsan'ın yaralanmamasıydı. İhsan'da ailesinin bu davranışı karşısında kendisinden utanmıştır, çünkü İhsan ailesinin kızmasını bekliyordu ama tam tersi olmuştu.

Melisa KÖKARTTI

Benim Hayal Gücüm

Yağmurlu bir günde gökten uzay gemisi inmiş. Yağmurun içinden kurbağalar iniyor. Uzay gemisinin içindede kurbağalar var. Uzay gemisinden kendine güvenir şekilde havalı havalı iniyorlar. Karnıda çok açıkmıştı. Kurbağa kurbağalardan ikitanesini yuttu. Karnı doymuştu. Ama diğer kurbağalardan arkadaşları çok üzülmüşlerdi onlar için bu çok acıydı.
 

Murat KARAGÖZ

Arkadaşlık

Bir yaz günüydü. Bir sabah erken uyandım. Arkadaşlarımı çağırıp hep beraber gülsiye oyun oynadık.
Babam: "Haydi çocuklar toplanın hep birlikte topluca pikniğe gidiyoruz. Diğer arkadaşlarınızı da çağırın hadi."demişti. Yolda giderken deprem oldu.
Neredeyse bütün yollar çatlamıştı. Bizim arabamızda gittikçe yere çöküyordu. En sonunda gelmiştik. Ben ve en iyi kankim oralarda dolaşırken bir ev gördük. En önce kardeşim evin içine girdi. Sonra da arkasından biz girdik. Evin karşısında da büyük bir köpek vardı. Çok saldırgandı. Ama bizim arabamız bozulduğu için evde kalmamız gerekiyordu, çünkü evimiz çok uzakta idi. Köpek saldırgan olsa bile çok tatlıydı. Akşam olmuştu herkes uyumuştu. Sabah olunca herkes kalkıp kahvaltısını yapmıştı artık. Horozlar ötüyordu, köpekler havlıyordu, kediler miyovlıyordu, kuşlar güzel sesiyle ötüyordular.
Baba: "Herkes toparlansın yola çıkıyoruz." dedi. Çocuklardan birini evde tek başına bırakmışlardı.
Çocuk: "Baba ben hazırlandım. Gidebiliriz." dedi.
Ama onlar arabayla çoktan yola çıkmışlardı. Çocuk bu olaya çok ama çok üzülmüştü. Ağlaya ağlaya eve gitti. Akşam olunca köpeğide arkadaşı olarak eve aldı ve onla beraber uyumuştu. Evde ki çocuklardan biri bu olayı farketmişti hemen babasına söyleyip bu durumu anlattı. Babası da hi. Umursamamıştı. Ama çocuk hemen evin yolunu tuttu. Yolda giderken ormandan korkunç sesler geliyordu. Ama ama çocuk seslerin hiç birini aldırmadan yoluna dewam etti. En sonunda eve vardı, arkadaşını da alıp hemen kendi evlerinin yolunu tuttular. En sonunda eve varmışlardı. Bunu gören ev halkı çok sevinmişlerdi. Artık kırk gün kırk gece eğlendiler. Ama baba hiç sevinmemişti çünkü oğlunu hiç sevmiyordu. Çocuğun annesi de babaya bağırıp çocuğundan özür dilemesini istedi. Baba da çocuğundan zar zor özür dileyip bu kırk gün kırk geceyi kutlamıştık. Bu arkadaşlar haberlerde çıkmışlardı.
 

Murat PATAN

Kızılderili'nin Laneti

Bir Kızılderili yüzüyormuş. Pirinalar elini koparmış. Çünkü burası gerçekten derinmiş. Bizim Kızılderili çadırda yaşıyormuş. Onu birkaç kişi kızılderilinin önüne bir problem koymuşlar. Kızılderili biraz zorlanmış ve soruyu çözememiş. Morali çok bozulmuş. Bir gün ormana gitmiş bir hayvanla tanışmış. Bu hayvanın adı kıllı bacak Jorciymiş. Çok güzel hedef belirlermiş. Bir gorili yakalamak istiyormuş ve hedef belirlemiş. Daha sonra bu gorili Kızılderili öldürmüş. Kızılderili böylece tüm dünyada ilgi görmeye başlamış. Kızılderilinin birde çok akıllı bir tavuğu varmış fakat bu tavuk yumurta yerine kavun verirmiş. Kızılderili tavuğunu yanlışlıkla öldürmüş. Ormanlar kralı kızılderiliyi hapse atmış. Kızılderili hapiste ölmüş. Ölen kızılderilinin kıyafetlerinden tatlı, madde, ve mantar yapmışlar. Ormandakilere dağıtmışlar. Kızılderiliyide saklamışlar.Cumhuriyet bayramı geldiğinde de beynine bir boncuk yerleştirmişler.çünkü bu ormandakilerin adetiymiş. Onlar eğlenmeye gitmişler. Bazı yerleri kazmışlar ve o yerleri kızılderiliye mezar yapmışlar. Bu olayı film yapalım demişler ve kayıtlara başlamışlar. Bunu duyan Kızılderili canlanmış ve mezardan çıkıp herkesi korkutmuş. Ormandakiler ileri diye bağırmış çünkü ileride sığınaklar varmış. Sığnaklarda gizli havuzlar varmış. Herkes oksijen tüplerini takmış ve dipte durmayı planlamış.
Bu arada herkes çok acıkmış. Artık insanlar birbirlerini yiyecek hale gelmişler. İnsanlar yorulmuş ve teker teker yere düşmeye başlamışlar ve yaralanmışlar.yaralı olan yerlerine pamuk koymuşlar.belirli bir noktada buluşmak şartıyla dağılmışlar. Bazıları nazlı olduğu için itiraz etmiş.böylece ormanda yani toplumda karmaşa çıkmış. Bu karmaşayı da Kızılderili halletmiştir.
 

Sercan DOĞAN

Cesur Kurbağa

Bir uzay gemisi varmış. Bu uzay gemisinde uzaylılar yerine kurbağalar varmış. Çünkü yağmur yağarsa ve kurbağalar ıslanırsa tüm uzaylılar ölürmüş. Uzaylılar kurbağaları ele geçirmek için bahane arıyorlarmış. Bir gün bir kurbağa kendine güvenerek uzaylılar uyurken uzay gemisini uzaydan dünyaya indirmiş. Kendine güveniyormuş çünkü uzaylılara yakalanırsa ölme ihtimali varmış. Kurbağa dünyaya inmek istiyormuş çünkü anne ve babası dünyada kalıyormuş. O sırada yağmur yağıyormuş kurbağa nasıl çıkacağını düşünmeye başlamış . sonra arka kapıdan çıkmalıyım orada kimse yoktur demiş ve çıkmış. Kurbağa yağmur yağarken atlamış ve anne babasına kavuşmuş. Bir şeyi fark etmiş yağmur yağıyormuş o ıslanmış ama ölmemiş. Diğer hayvanları da toplayıp uzaylılara karşı savaş açmışlar ve kazanmışlar. Bu hikayede burada bitmiş.
 

Tanay ULUĞ

Doğruluk Mu Cesaret Mi?

Bir tavşan ailesi varmış. İki tane çocukları varmış. Büyük olanı adı Dürüst, küçük olanın ise adı Cesaret. Tavşan sürüsünün çoğu Cesaretten korkuyordu. Bu yüzden onunla takılıyorlardı. Dürüstle takılanlar ise her şeyi açıkça söylediğini düşünüyorlardı. Cesaret kendini güçlü kılıyordu. Ama onunda sevmediği bir takım şeyler vardı. Bunlara genellikle tüm tavşanların sevdiği doğal güzellikler barındıran neşeli ormandaydı. Oradaki hayvanları sevmiyordu. pis ve cahil olduklarını düşünüyordu. Oysa Dürüst onlarla arkadaş olmak istiyordu. Bu yüzden kamp yapacaktı.Giderken

Cesaret: "Ne oldu sincap kamp mı yapacaksın? Haa."
Dürüst karşılık verir: "Korkmuyorsan gel. Doğruluk mu Cesaret mi?"
Cesaret karşılık verir: "Gelirim. Sana da bebek bakıcılığı yaparım." dedi ve yola koyuldular. Dürüst aldırmadı. ormanın arkasında bir kasaba vardı. Av sezonu başlamıştı. Av sezonu üç gün idi. Ama onların haberi yoktu. Arabalar yola koyulmuşlardı. Birde kasabanı en iyi avcısı Mahmut Tüfek vardı. Dürüst çadırını kurmuştu. Cesaret'e gelebileceğini söyledi.

Cesaret: "Hayır."dedi ve dal topladı. Ateş yaktı. Mahmut yola çıkmıştı. Tavşanlar ise uyumuşlardı. Sabah oldu. Sabahleyin silah sesiyle uyandılar.
Cesaret: "Bu ne?" dedi.
Dürüst cevap verir: "Silah sesiydi." dedi ve çığlık attılar. Bir an için avlanacağını düşünen tavşanlar kendilerini toparladılar. Sonra geri dönmeye karar veren Dürüst kararını kardeşine söyler.
Cesaret: "Tamam" der. Yola koyulurlar. Sonra Dürüsttün arkasından bir yılan gelir.
Cesaret yılanı eline alarak: "Abime ne yapıyorsun?" dedi. Yılan onunla arkadaş olmak istediğini söyler.
Cesaret: "Arkadaş mı?" der.
Yılan: "Evet. Arkadaş." dedi ve Dürüstte adını sordu.
Dürüst: "Dürüst." dedi. Yılan Cesaretten güçlü olduğu için kendisini korumasını istedi.
Cesaret: "Hayır."dedi.
Yılan: "Sadece üç gün." dedi.
Cesaret uflayarak: "Tamam."der. Yılan çoşar. Akşam olur. Çadırlarını kurarlar. Yılan Cesaretin yanına yatar. Sabahleyin
Cesaret: "Aaaa!" diye bağırır.
Yılan: "Benim."dedi.
Cesaret: "Burada ne yapıyorsun?"der.
Yılan: "Senin beni koruman için benim senin yanında durmam gerek." der. Cesaret anlayışla karşılar.Üçüncü güne geldiler. Tavşanların yolunun bitmesine az kalmıştı. Sürüye dönmüşlerdi. Herkes sevinmişti. Sonra Mahmut Tüfek geldi. Silahını hazırladı.
Birden orman koruyucuları geldi ve: "Burası avlanma bölgesi dışındadır." dedi. İkiside gitti. Tavşan sürüsü mutluydu. En mutlusu Dürüst ve Cesaret'in annesi idi..
 

Yıldırım Beyazit ALTINDAL

Sorumluluğun Sevinci

Ali çok sorumsuz bir çocuktu. Yatağını toplamaz yemeğini yarım bırakırdı. Notlarıda çok kötüydü. Bu kötü davranışları yüzünden anne ve babası ona hep istediği bisiklerti almazlardı. Bir gün ali okulda kavga edince anne ve babasının gözünden iyice düştü. Bir gün Ali ve ailesi misafirliğe gittiler. Gittikleri yerde Ali ile yaşıt Ahmet adında bir çocuk vardı. Ahmet Ali'nin tam aksine sorumlu, düzenli ve tertipliydi. Bir çok oyuncağı güzel bir bisikleti ve büyük bir yatağı vardı.
Ali sordu; "Böyle güzel eşyaları sana kim aldı?",
Ahmet; "Annem ve babam." ,
Ali; "Niye?",
Ahmet; "Bende bilmiyorum. Ama her teşekkür ettiğimde olsun sana bunlar bile az sorumlu çocuğum!" diyolar.
Ali anlamıştı. Ahmet sorumlu olduğu için annesi babası onla çok ilgileniyorlar, güzel hediyeler alıyorlar. Aslında Ali için biraz zaman ayırmaları yeterdi. Belkide sorumlu olmak arkadalarının dediği gibi kötü bir şey değildi.
Ali içinden "bundan sonra bende sorumlu, disiplinli ve düzenli olacağım" dedi.
O sözü kendine verdiğinden beri annesi ve babası onunla daha çok ilgilenmeye başladı. Notları düzelmişti. Birgün Ali iyi bir sınav sonrası eve döndü. Ödevlerini bitirdi. Ders çalışmaya başladı.annesi ve babası Ali'yi dışarıya çağırdılar. Ali dışarıya çıkınca gözlerine inanamadı. Anne ve babası ona hep istediği bisikleti almıştı. Ali artık sorumlu olmaya karar verdği için daha çok mutlu olmuştu.